25 Ekim 2020 Pazar

Peter Zumthor Mimarlığı Hakkında

Zumthor, “Atmosferler” kitabında nitelikli mimarlığın kendi için ne anlama geldiğini; nitelikli mimarlık ürünü onu deneyimleyen kişi üzerinde bir etki bırakmalı, deneyimleyenin ruhunda bir yere temas etmeli diye açıklamaktadır. Peki böylesi nitelikleri barındıran bir yapı nasıl bir mimarlık edimiyle meydana getirilir? İlk olarak, Zumthor yeni bir tasarıma başlamadan önce “Beni etkileyen şeyi yapıtıma nasıl taşıyabilirim?” sorusunu kendine sormaktadır. Ondan sonra bir mimar olarak “mekânsal kavrayışı temel aldığı tasarım yordamını” karşılayan “atmosfer”i nasıl oluşturabilirim sorusuyla devam etmektedir 1.

Zumthor, mimarlık hakkında düşününce zihninde birçok imge’nin belirdiğinden bahsetmekte, bu imgelerin çoğu mimarlık eğitimi ile mimarlık edimini gerçekleştirdiği zamanlara ait olmaktadır 2. Bazıları ise çocukluğundan gelmektedir. Çocukken yaşadığımız ev, evin verandasının ahşap kaplamasının çıkardığı ses, mutfaktan gelen kokular, kapının metal tokmağının ısısı, okula giderken yürüdüğümüz sokak ve deneyimlediğimiz kent gibi birçok yaşanmışlık/anı mekanla ilgili biriktirdiklerimiz olmaktadır. Çocukluktan taşınan bu imgeler önemlidir, çünkü ona göre bu imgeler mimari atmosferi yaratmak için sahip olduğumuz birikimlerdir. Mimari bir tasarıma başlamadan önce işte bu çocukluğumuzda biriktirdiğimiz deneyimleri geri çağırmalı, onların bize yol göstermesini sağlamalıyız. Çünkü çocukluğuna ait imgeler mimarlık hakkında düşünmeden yani mimar olmadan önce mimarlığı deneyimlediğimiz, mekânı duyularımızla hissettiğimiz zamanlara ait olmaktadır. Bu bağlamda, Zumthor’a göre atmosfer (mekân) hissedilerek deneyimlenmesi, düşünülerek değerlendirilmesinden daha önemli olan olmaktadır.

Zumthor mimari ürünün bir sembol ya da mesaj içermesi gerektiğine inanmaz, ona göre atmosfer (mekân) duyularla ve bedenle deneyimlenendir. Bu bağlamda, her yeni tasarım yeni bir imgeye ihtiyaç duymakta ve bu imge tasarımcının hafızasında gömülü olmaktadır. Yeniyi yaratma hatırlama işidir. Mimarlıkla ilgili kavrayışımız, çocukluğumuzda, gençlik yıllarımızdaki deneyimlerimizde gizli olandır; bu gizli olanın açığa çıkması önemli olmaktadır. Bu bağlamda, deneyimle açığa çıkan niteliklerin mimar tarafından bilinmesi ve mimarlığına taşınması niteliksel değerlerin yaratımı için önemlidir.

Zumhtor tasarıma önce bir imaj ile başlamakta fakat sonra bu imaj çizim masasında projeye dönüşmekte, tasarlama süreci bu noktada bitmemekte aslında adım adım her detayın çözümüyle devam etmektedir. Nitelik tüm bu detayların nitelikli bir şekilde bir araya gelerek bütünün oluşturulmasıyla elde edilmektedir. Yapılan çizimlerle beraber çözülmesi gereken her detay, karşılaşılan her yeni zorluk atmosfer (mekân) için yeni bir imkan sunmaktadır 3. Özetle, tasarımcının ‘hem zihinsel hem de bedensel yapısıyla ‘iş mahallinde olduğu’ söylenebilir 4.

İhsan Bilgin’e göre mimarlık; mekânsal olduğu kadar, dünyevi (geçici olan) bir sanattır, bu nedenle gerilim barındırandır. Bu gerilim kalıcı (derin) olan ile geçici (dünyevi) olanın beraberliğinden doğmaktadır. “Zumthor’un mimarlığı metafizik ve maddi boyutların ikircimini ve malzemeyle dolaysız bağ kurma girişimi içermektedir. Zumthor mimarlığında, tine madde üzerinden varmayı benimsemektedir; yani onun mimarlığı deneyimleyen insan bedenine ve tenselliğe yer veren bir mimarlık edimidir” 5.

Zumthor, ‘Karmaşık olanın yoruculuğunu bırakıp, mimarlığı meydana getiren basit şeylere neden güvenmiyoruz?’ diye sormaktadır ve ona göre mimarlığı kuran bu basit şeyler, ‘malzeme, strüktür ve inşa’ olmaktadır. İçinden çekilebileceği mimari yapılar (evler) tasarlama ve yapma fikrini seviyorum demekte, aslında tasarımcının ifade ettiği mimari yapının tasarımcısından bağımsız “kendi kurallarını uygulayan maddi bir varlığa” dönüşmesidir.

Zumthor, “atmosferler” hepimizin tanıdığı, bir şekilde bildiğidir; ilk izlenim gibidir. İlk defa karşılaştığımız bir kişiye güvenme gibi öylesine bir seziyle algılanan diye tanımlamaktadır. Binanın nitelikli olduğunu söylemek böyle bir seziyle mümkün olmaktadır. Bu seziden şöyle bahsetmektedir:

Duygusal algılarımızla atmosferi (mekânı) kavrarız, çok hızlı gerçekleşir bu kavrama, hayatta kalmamızı sağlayan dürtülerimiz gibi. İçimizden bir şey bize söyler duraksamadan, bir şeyden hoşlanıp hoşlanmadığımızı 3.

Zumthor, tasarladığı ve inşa ettiği yapılarda şu ana kadar açıklamaya çalıştığımız “atmosfer”i oluşturmayı hedeflemektedir. Atmosfer oluşturmak zanaatla, özel üretimle mümkündür. Merak duyma, ilgi, süreç, kullanılan malzeme ve araçlar, bütün girdiler, meydana getirilmeye çalışılan mimari ürünün bir parçası olarak var olmaktadırlar. Zumthor’un “atmosferler”ini oluşturan dokuz ilke şunlardır:

  1. Mimarlığın Bedeni: Soyut anlamda fikri bir beden tanımlaması değildir, gerçek anlamda bir bedendir. İnsan bedeni gibi, bir anatomiye sahip olan, bedenin ardında göremediğimiz şeyler (tin) barındıran ve bir deriyle/membranla örtülü olandır.
  2. Malzeme Uyumluluğu: Farklı malzemelerin bir arada kullanımı, biraradalıktan doğan çekişmedir. Malzeme kullanımı sonsuzdur. Sadece tek bir malzemenin kullanımıyla dahi oldukça farklı sonuçlar elde edilebilmektedir.
  3. Mekânın Sesi: Her mekânın farklı bir sesi vardır. Farklı malzemeler farklı sesler yansıtmaktadır. Alaçam zemin ve beton zemin üzerindeki ayak sesi farklıdır. Bir konutta mutfağın, salonun ayrı ayrı sesleri vardır. Tren istasyonunun salonunda duyduğumuz kentin sesidir, farklı istasyonlar farklı kentlerin seslerine sahip olmaktadır.
  4. Mekânın Isısı: Her mekânın belirli bir ısısı vardır. Bu ısı algısının fiziksel ve psikolojik boyutları vardır. Örneğin, bir mekânda kullanılan ahşap ile çelik malzemeye dokunulduğunda çeliğin ahşaba göre daha düşük ısıya sahip olduğunu duyumsarız. Malzemelerin ısı farklılıkları görme duyusu ile de ayırt edilebilmektedir. Ancak, malzemenin nasıl kullanıldığı da ısıyla ilgili algıları etkileyen olmaktadır.
  5. Kuşatan Nesneler: Çevremizi kuşatan güzel detayların varlığı olarak tanımlanabilir. Mimari ürün herhangi bir mesaj iletmek için var olmamalı, günlük hayatın sıradan şeylerinin gücünü içeren nesne olarak var olmalıdır.
  6. Sakinlik ve Cazibe Arasında: Mimari mekân kullanıcısını içine alarak zamandan koparmalı, bir süre bu zamansızlığı sağlarken farklı bir yönüyle de tetikleyici olmalı, farklılıklara imkân sunan olmalıdır.
  7. İçle Dış Arasındaki Gerilim: İç mekân özel, dış mekân kamusaldır. Mahrem olanla umumi olanın gerilimi diye açıklanabilir.
  8. Samimiyet Seviyeleri: Samimiyetten kastedilen ölçek ve kütle olmaktadır. Samimiyet farklı ölçeklerin mimaride kullanımıyla elde edilmektedir. Palladio villalarının kütlesel anıtsallıklarına rağmen, iç mekanlarının ezici olmaması samimiyet seviyesine bir örnek olabilir.
  9. Şeylerin Üzerindeki Işık: Gerçek ışık, mekânın sahip olduğu gölgeler diye açıklanabilir. Işık-ışıksızlık, gölgeler ve ışığın yarattığı hissiyat, mekâna istenilen hissiyatı vermeyi sağlayan mimarlığın bir boyutu olmaktadır 6.

Zumthor’un mimarlığının insanların duyularına doğrudan hitap eden, değen bir yönü mevcuttur. Böylesi bir mimarlık edimi hareket, söz ve imgelerin dolaşımı üzerine kurulu bir dünyanın merakla izleneni haline gelmiştir. Çünkü “aklın ve köşeli mantığın olduğu kadar imgenin ve enformasyonun egemenliğine karşı duyuların ve duyguların, soyutlayıp sınıflandırmanın karşısında da deneyimin statüsü yükselmiştir. Zumthor, günümüzün egemen ilişkilerine (kapitalist örgütlenme) mesafesini koruyabilen bir kültür muhalifi diye tanımlanabilir” 5. Yani, mimarlık ortamının yer aldığı güncel koşulların mimarlık edimine müdahil olmasına izin vermemektedir. Mevcut koşulları değiştirme ve dönüştürme iddiasında da değildir. Zumthor’a göre, mimarlık ortamı kitle iletişiminin ürettiği yapay dünyanın imgeleri ve sembolleriyle doludur. Fakat, bu semboller yığınının ardında gerçek şeylerin olduğuna inancımızı korumalıyız. Örneğin; dünya ve su, gün ışığı, bitkiler, insan yapımı nesneler, makineler, müzik aletleri herhangi bir mesaj iletmek için var olmazlar, sadece vardırlar; günlük hayatın sıradan şeylerinin gücünü içeren iyice bakınca görebildiğimiz şeylerdir 3.

Nitelikli bir mimarlıktan söz etmek için mimari ürünün meydana gelmiş olması gerekmektedir, kâğıt üzerinde olan mimarlığın bir yansımasıdır muhakkak ama mimarlık yapılı olmak, ortaya çıkmak ister. Yani nitelik katmanları meydana gelen mimari ürün üzerinden, atmosfer üzerinden değerlendirilebilir. Bu bağlamda, mimari ürün deneyimlenerek nitelikler ortaya çıkmaktadır. Mimari mekân yaşanan mekandır, bu nedenle daima geometri ve ölçülebilirliğin ötesinde bir şey olmaktadır. Örneğin, yaşanan mekânda şömine bir tasarım nesnesi olmaktan öte sıcaklığın mekânı işgal etmesiyle vardır (Şekil 1).

Image for post

Şekil 1 : Peter Zumthor “ Vals Kaplıcaları” plan düzeni (üstte ilk eskiz ve farklı duyusal etkiler) , 1996 (5).

Biçim için geometriye başvurmak gerekmektedir. Çünkü geometri bize mimari mekânı yaratmada yol gösterici olacaktır. Geometri çizginin, yüzeyin ve üçüncü boyutta ölçeğinin kurallarını belirleyendir.

Malzemenin doğasından gelen niteliklerin duyulara hitap edecek şekilde; dokunma, tatma, duyma, ses ve koku niteliklerin kompozisyon kurallarına uygun bir biçimde kullanımıyla anlam yaratımları elde edilmektedir. Bu anlam mimari bağlama ve malzemenin özelliğine göre her projede değişim gösteren olmaktadır.

Nitelikli mimari ürün malzemenin doğasından geleni dokunma, görme, işitme, tad alma ve koklama yani beş duyuyla deneyimlemeye açık olandır. Mimarın ve insanlığın malzeme kullanımında edindiği kadim ve temel bilgi birikiminin, kültürel aktarımların barındırdığı anlamları içermesine dikkat etmek gerekmektedir 3. Sonuç olarak, Zumthor’un mimarlığının bir malzeme kullanım sanatı olduğu söylenebilir.

Bu yazı “GÜNÜMÜZ VE YAKIN GEÇMİŞTE MİMARLIK EDİMİNDE NİTELİK SORUNSALI” adlı tezin bir bölümünden oluşturulmuştur.

https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp

Notlar:

  1. Şentürk, L. (2016, Mayıs 31). Mimarlığı (Minörde) Düşünmek. <https://xxi.com.tr/i/mimarligi-minorde-dusunmek> alındığı tarih: 10.05.2018.
  2. Zumthor’un kullandığı “image” kelimesi bu yazı kapsamında “imge” olarak çevrilmiştir.
  3. Zumthor, P. (2006b). Thinking Architecture. (M. Oberli Turner ve C. Schelbert, Ed.). bs. 2, Birkhauser Verlang AG, Basel — Boston.
  4. Bedensel ve zihinsel yapısıyla iş mahallinde olma ile Pallasmaa; bedenin mekânı deneyimleyen ve bu deneyimleri hatırlayan özelliğinden, beden ile kavrama yetisi olarak bahsetmektedir. Zumthor’da ise benzer bir durumun çocukluktan ve edinilmiş hem bedensel hem de zihinsel birikimlerle gerçekleştiği düşünülmektedir. |Pallasmaa, J. Tenin Gözleri: Mimarlık ve Duyular (A. Tümertekin, N. Ülner, Çev.). Janus Yayıncılık, İstanbul.
  5. Bilgin, İ. (2016) Mimarın Soluğu: Peter Zumthor Mimarlığı Üzerine Denemeler (E.Bora ve E. S. Fettahoğlu, Ed.). Metis Yayınları, İstanbul.
  6. Zumthor, P. (2006a). Atmospheres: Architectural Environments — Surrounding Objects. Birkhauser Verlang AG, Basel — Boston — Berlin.

11 Mayıs 2020 Pazartesi

arada gelir sıkıntılar vol.18

24 mart 2020..

günlük sıradan dertlerimizle boğuşurken bir anda (aslında 3 aydır beklenen) kendimizi "pandemi" içerisinde bulduk..

böylece ben yeni bir kelime öğrendim "pandemi/salgın" demek kısaca..

tüm bunların ötesinde her şeyin iyi olacağını umud ediyorum ve kendime payıma düşen dikkati göstermeye çalışıyorum.

ben o 2020'den talepler kısmında 13. maddeyi boş bırakmayacaktım, evrenin gönderdiğini kabul ediyorum gibi beylik laflara hiç gerek yokmuş.

şehirde yaşamanın işkence olduğu zamanlar; sanki kendimi dondurdum bu belirsiz zaman geçsin diye bekliyorum. bu kadar verimsiz, işlevsiz hissetmemiştim. işime odaklanamıyorum, çok basit canım istemiyor. gündelik şımarıklıkları katlanır bulamıyorum.

durmadan kendimi motive ediyorum, sabah uyan güzel bir kahve iç... pijamadan kurtul vb. ama saat 15.00 gibi uyku çöküyor, uyumak istiyorum.. uyumak ve uyumak daha çok uyumak..

ayrıca herkesin kendi içimize döndük safsataları beni boğuyor, ya bırakkk demek istiyorum, adem oğlu bunca zaman kendi içine dönmemiş şimdi mi dönecek. onca salgın, savaş, afet görmüş hiç bir bok değişmemiş. içinde ne olduğu ile ilgilide şüphelerim var, çok dönmeyelim o içlere.

ama şu noktada kendimi tebrik ediyorum, tüm kurallara (özen göstererek) riayet gösteriyorum. iyi mi kötü mü onu da bilmiyorum zira okumuş olduğum onca roman hikaye, izlemiş olduğum filmler kurallara uyum göstermeden önce bir ayyy bir kendine gelll'in altını kalınca çizer hani ya. wtf? başka napayım?

valla çok daraldım acayip daraldım, en çok da o boş bıraktığım madde için kendime kızdım, lannnnn ucu açık dua mı edilir fuck! bu aralar biraz fak fuk yapacak bir şey yok çok daraldım sorry .;(

bakın ne oldu, içimize döndük ne oldu orada küfür kıyamet, alll al işte!



29 Aralık 2019 Pazar

2020'den Talepler

1. İşe daha sıkı sarıldığım, keyifli çalıştığım bir yıl olsun! Çünkü her insan sabah kalkıp koşarak işe gitmeyi istemeli, çalışmak böyle gönülden olmalı, amin.

2. Düzenli ve bol nakit akışı.

3. Hayır diyebilmeyi öğrendiğim bir yıl olmasını diliyorum.

4. Son 3 yıldır tezi bitimeyi dilemişim nihayet bitti, ve bu yıl tüm bitmeyen tezlerin kolaylıkla bitmesini diliyorum :)

5. veee bunca yıl sonra korkmadan, sakınmadan aşk istiyorum diyebiliyorum ve birine seni seviyorum diyebilmeyi umuyorum. ve şu an bu noktadan başlıyorum, hayatımda olan tüm güzel insanlar sizleri hem de çok. ve bu iki kelimeyi duyabilmeyi diliyorum. (yazarken bile atlamışım diyememişim çok da şey yapmamak lazım demek ki :/ )

6. dünyamın ve ülkemin güzel kadınları sizler için umut, neşe ve huzur diliyorum. zaten sizler çok güçlüsünüz her şeylere gücünüz yeter.

7. şu porche'u alamadım gitti, hadi ama bu yıl olmalı artık!

8. kaldırımların düzenli olmasını hala çok istiyor ve bunun için onlarca dilekçe yazıyorum, sanırım bunu başka insanlarda dert etmeli ve bundan rahatsız olduklarını dile getirmeli, dile gelsin tüm düzensizlikler karşısında suskun kalan bedenler :)

8. bu yıl oldukça iyi kitaplarla karşılaşmak istiyorum ve buna özen göstereceğim.

9. ayrıca güzel müzikleri deneyimlemeyi, bana güzel şarkılar gönderilsin, ben onları dinlerim.

10. tüm ailem için sağlık, huzur ve bereket. tüm insanlar için aslında!

11. daha önce hiç görmediğim bir coğrafya görmek istiyorum, çöl olabilir... kutup olabilirrr..

12. ve basit olanın ne olduğunu bilmek, farketmek ve öyle yaşayabilmek istiyorum.

13.

14. 13. maddeyi boş bıraktım, o sürprizli olsun, evrenin bana biçtiği bir durum, olay vardır heralde; iyilik ve güzellikler getirmesi şartıyla kabul ediyorum :;)

5 Kasım 2019 Salı

SESSİZLİK

Bir kitaba başlarsın ve onu okumak uzunca zaman alır, bazı kitapları okumak çok zaman istiyor bende. İşte böyle bir öykü kitabı elimde; önceleri çok çabuk bitmesin diye yavaş okudum, çünkü yazarın sözleri o kadar samimi ve bana yakındı ki birinin bana bu kadar yakın olma fikrini acelece bitirip tüketmek, o duyguyu sonlandırmak istemedim. sonra, biraz ara verdim ve araya stresli ve kötü günler girdi; kaldığım yerden okumaya devam etmek istedim, belki o sıcaklığı tekrar yakalarım bu sıkışmış ruh halinden az da olsa çıkarım diye. Fakat öyle olmadı..Öyküleri okumaya başladım ve o samimi adam gitmiş çiğ ve sıradan biri yerine gelmişti. biliyorum bu yazarın suçu değil.. Bu bütünüyle benimle alakalı. Bu kadar kısa zaman içinde böyle ani ruh değişimlerine katlanacak bir hal...

- uzunca zamandır tez yazmakla uğraşıyordum ve yazım dilimin ne kadar kötü olduğunun farkındayım. siz ne derseniz deyin ben o delerin ayrı mı bitişik mi yazıldığını çözemiyorum. Size o çok kolay gelen şey benim için ayırt edilemez bir şey. çok zor.
-küçük bir hikaye şantiye stajı yaparken bana (tam ne denir bilmiyorum o işe, staj bi boka yaramamış demek ki) şantiyede kullanılan malzemelerin kaydını tutturdular. ağustos sıcağında Ümraniye'de bu işi yaparken, belki de aman yanlış yapmayayım diye stresten belki neyse çok uzattım, kısa tutayım..
- listede yer alan bazı şeyleri tersten yazmışım, nasıl olduğunu sormayın hiç bir fikrim yok!
-misal 10 torba çimento yerine 10 adet otnemiç yazmışım, bu epey dalga konusu oldu falan,ama biri onun çimento değilde çimentonun tersten yazılan hali olduğunu söyleyene kadar onun farklı bişey olduğunu anlayamıyorum. o nedenle de bana -de ayrı diyenlere kıl oluyorum, zaten hayat oldukça zor ve çok çalışmak lazım, bir de o bokiyen de'nin ayrı mı bitişik mi olduğunu düşünerek 2 dkmı harcayamayacağım. ohhhh rahatladım, dersiniz whatsapp grupları devlet erkanı, askeri görevli falan..

VE ASIL KONUMUZ; kötü yazdığım için çok çok üzgünüm, bana burası benim karalama defterim, o nedenle beni lütfen affedin. zaten iki okuyucusu falan var (siz benim canımsınız o ayrı).

insan neden yazar; ben patlıyorum patlıyorum, yazmaz isem içimde metan gazı sıkışması oluyor, infilak edeceğim diye korkuyorum. transandantal bir durum değil benimkisi, yazar olmak için doğmadım :)

ortaokuldayım kaçkar dağlarının kıbledağı denen bir dağın eteğinde yeşilin binbir tonunun insanı boğduğu bir yerde çocukluğumu ve gençliğimi geçirdim. hiç arkadaşım yoktu, tek arkadaşım küçük kardeşimdi, onu da hırpalayıp duruyordum zaten. o kadar büyük bir yalnızlık ki, onu o yaşlarda ifade etmeye çalıştığımda ezik oluyordum yaş gruplarımca, aile büyüklerinin ise dertleri başlarından aşmıştı. şehirdeki okulda çocuklar bencildi, ben o bencilliği anlayamıyor, o nedenle de arkadaş olamıyordum. o kadar katı bir doğru anlayışıyla büyütülmüştüm kü, ne bilim yolda yürürken karıncaya basmamaya çalışırdım, karıncalar önlerine çizgisel bir şey olunca yollarını kaybederdi düşen dal parçalarını alırdım karınca yuvalarının önünden kolayca yollarına devam edebilsinler diye. bitkilere koparmazdım, o kadar çiçekleri sevmeme rağmen hiç bir bitkiyi gerek olmadıkça dalından koparmazdım, yaşam hakları bitmesin diye. hatta babaannemle dağa odun kesmeye çıkardık, aliyle ben küçük, genç ağaçları kesmeyi reddetmiştik çok iyi hatırlıyorum, genç ağaç kesilmez çünkü daha ömrünün baharında, gövdesine kuruluk, hastalık düşen ağaç kesilir. sonra, çocukluğumun çoğu İstanbul'da geçmişti, o nedenle de rizedekiler gibi konuşamıyordum, saçma bir arada kalmışlık vardı. sonra köydeki kızlar okumuyordu, dantel falan yapıyorlardı, ben kitap okuyordum. gel de seni alsınlar aralarına, tığ işledim, hatta bir ara çarşaf giyip annemlere yalvardım beni de kuran kursuna verin ne olur diye (sırf arkadaşım olsun diye) ama babaannemin sert tepkisiyle o hayalimde suya düştü. bende napayım, başım dönene kadar kitap okuyup, canım sıkılınca böyle içimden geldiğince yazmaya başladım ve bu benim kurtarıcım oldu. rezim yapmayı denedim, pastel boya hiç bana göre değildi, beceremedim. sulu boya da dğildi, müzik desen zaten günah ve yasaktı fakat benim de sıfır yeteneğim vardı, müzik dersinden 2 notu alacak kadar. yani demem o ki elimden gelen tek şey erkeklerle futbol oynamak (çünkü köyün kızları beni kabul etmedi) ve kitap okumaktı. hatta küçük kardeşim benim iyi futbolcu olacağıma inanırdı :))) o çok tatlı tabii. ve allah kimseye öyle bir can sıkıntısı vermesin! ben ergenliğimi can sıkıntısı diye hatırlıyorum.. onu daha önce yazmıştım nasıl beter bir can sıkıntısı olduğunu. ve ben o köyden nefret ediyorum, dar insanların geniş coğrafyanın olduğu yerden! hem yeşilede alerjim var. gözlerim kızarır, her yerim benek benek olur. yüzüm şiş şiş olurdu. hatta ilk köye gittiğimde bir kaç gün aşırı midem bulanır ve kusardım, yeşil tuttu derdi babaannem ve garip bir şey okur yeşil bir dal koyardı ağzıma ahahha bir gün boyunca onu red kit gibi ağzımda tutardım her nedense geçerdi, hala anlam veremediğim bir şekilde, hatta doktora götürdüler kocakarı ilacı yapın demişti o da. yani 3 yıldır gitmediğim memleketimi neden özlemediğim sorusunun cevabı olsun bu yazı! benim orada güzel anılarım yok, dedem ve babaannem tek güzeliğimdi onlarda orada toprak altındalar. onlar gidince bu dünyadan artık bir anlamı kalmadı benim için.

27 Ekim 2019 Pazar

arda gelir sıkıntılar vol.17

yalnız kalabileceğim küçük bir dehliz.
öyle kuytu bir yer olsa,
bodrum kalesinde yeni restore edilen ve açılan burçlar var.
tam orası olabilir, kapasınlar kimsede uğramasın yanıma.
çünkü bugünlerde bana değen herkesi yakıyorum, yakmamak için kendime de hakim olamıyorum!
.
beni öfkelendiren şeyi bulmam lazım, bulup çıkarmam.
o zaman çözüm kendiliğinden oluşacak, biliyorum.
.
küçük kırmızı bir balıktım ve olabildiğince basit bir hikayem vardı.
tek derdi biraz özgürlük olan -belki birazdan daha fazla-,
bilinmeyen sularda yüzmenin bu kadar can acıtı olcağını kestirememişti,
.
fakat yemini var dönmeyecek o sığ sulara,
turuncuya çalan kırmızı pullarının parlaklığı azalmış,
canlılığı kaybolmuş biliyordu.
olsundu..
.
acısı içindeki ışığın da zayıflamış olması,
incitici ve üzücü olan oydu.
.
küçük kırmızı balıktı ve hikayesi oldukça basitti.
ve
yine de
her yaşamda olduğu kadar bu yaşam da ızdırap doluydu.
küçük-kırmız-bir- balık
neden bu kadar zorluydu?
.
ve şimdi güzel bir müzik açıp, tüm bu saçma düşüncelerden zihnimi ve duygulardan kalbimi temizleyip, akıntıya doğru yol alacağım.
olan olacaktı,
olacak olan zaten olurdu
o zaman bu kadar dertlenmenin de bir anlamı yoktu!
.
o saçma vicdan azaplarını da onları yükleyenler çeksindi.

10 Ekim 2019 Perşembe

dejavu

çok yorgunluktan mıdır tam bilemiyorum,
bu aralar sıkça dejavu yaşıyorum.
daha önce hiç gitmediğim bir binanın merdivenlerinden çıkarken,
hiç dolaşmadığım sokakların kaldırımlarında bavulumu çekiştirirken..
sürekli bir ana geri döndürüp duruyor beynim beni.
sanki hiç olmak istemediğim zaman ve mekanda sıkışmama gönlü razı olmayan
bin bir çeşit sinirden -belki bilyon- oluşan beynim kahramanlık rolünü üstleniyor.
o beyaz atıyla gelip,
tanıdık olmayan, yabancı mekanlarda sıkışıp kalan bedenimi ve ruhumu
sırtlayıp tanıdık anların şefkatli kucağına bırakıyor.
işte dejavu bence böyle bir şey.
bir bilinmezlik ortamında tanıdıkla rastlaşmak gibi gibi.

ya da siz nörobilimciler her nasıl tanımlıyorsanız o!

ben böyle yalnızlık görmedim,
bu yalnızlıkta keder yok,
öyle saf ki içinde bir duygu yok. artık siz hayal edin nasıl bir cehennem olduğunu.

29 Eylül 2019 Pazar

arada gelir sıkıntılar vol.16

tam karar vermiştim, iyiye yönelik olacaktım.
sonra bu küçük insan olma çabalarının belki de boşuna olduğu düşüncesi düştü yine zihnime.
tabi durup dururken insanlığa dair umudum sönmüyor,
sönmesi için eylemler, olaylar, kişiler ile karşı karşıya kalıyorum muhakkak.
.
.
uzunca durdum,
yazdığım bu umutsuz sözcüklerden sonra tekrar içime doğru baktım,
gerçekten böyle mi hissediyorsun, ışık yok mu oralarda,
ışık vardı muhakkak, sis de vardı.
ama
ama sis dağılır, aydınlanırdı yine kuytular.
.
bir kitap bulursun masanda,
çok iyi gelir, çok mutlu olursun,
bir türkü gönderilir bir yerlerden iyice gülümsersin.
.
kainat, evren, kosmos, her ne nasıl adlandırılıyorsa bu bizi saran büyük boşluk,
bir düzen içerisinde kurulu.
iyiler-kötüler,
güzeller-çirkinler,
yalanlar-doğrular,
her birinin de bir dengesi var,
sanılmasın iyilik dünyayı kurtaracak,
on bin yıldır kurtarmamış bugün mü kurtarsın!
böylesi kuru bir avuntu değil bizimkisi,
sadece, yalnız, tüm katıksızlığıyla "denge".
bir gün süt liman denizlerde dengede, keyfe keder yaşayıp gideceğimiz günlere.
.
o güne kadar Atlas misali kamburumuzla tüm dünyanın ağırlığı üzerimizde.
nasırlar tutacak,
kanıyacak,
acıtacak,
ama dinecek, bir gün dinecek!


30 Temmuz 2019 Salı

Na-mümkün uyku

ben o gözleri kapasam ama düşler..
Kapanmıyor hülyalar.
Sen neden hep buradasın yanı başımda
Hayalet 👻
Martılar da olmasa, sevişmen kadınların orgazm sesleri
Ne yalnızdık bu sıcaklarda!
Ne mümkün seninle birliğimiz na- mümkün!
Gözlerimde inci inci yaş oldun aktın aktın!
Yerim yurdum ol istedim,düşün!
Yer yurt edinmekten ne kaçtım, nasıl korktum!
Oysa senle silinmekte tüm korkular..
Köyüm kasabam hatta şehrim ol!
Yurt kurayım sana.
Mahallem ol, tanıdıkların olsun, pencereden sepet sarkıtan!
Kök salayım, su bulayım, nefes alayım..
Parmak ucumdam göbek deliğime yükselen, tüm vücudumu saran sıcaklık ol!
Aşk ol bana,
Çare, derman ol!
Uyku ol bana, bedenimi teslim al.
Göz kapaklarımda ağırlık ol, karşı koyamayayım sana!
Ayak tabanlarımda sıcaklık, kanına şeker ol!
Ahh ne olursan ol, yeter ki yakın ol!
Huzur ver, sıcak bir sarılma ol!
Tanrılar biliyor ya, senden olmak istedim!
Senin gibi na-mümkün!
Şairler gibi sev beni,
Misal cemal süreya gibi!
Hırçın ve kuvvetli.
Şiirler oku bana misal gülistan, ahhh Karakoç!
Şarkılar söyle bana 90 lardan , pop olsun!
Derdini aç bana, dertlerin çare bulsun.
Gülümse bana,
Gülümseki ben öleyim:)
Kıskan, paylaşama ki ben daralayım.
Tuzlu göz yaşım ol ki yanaklarım sana doysun!
Ahhh ne olur sevgilim ol!
Dünyada bir içten ahım kalsın.
Göbeğimden öp ayak baş parmağım uyuşsun!
Dudağımdan öp! Öp ki öleyim.
Uyku ol bana tüm vücudumu teslim al!
Uyku,
Uyk
Uy!


30 Haziran 2019 Pazar

arada gelir sıkıntılar vol.15

bir ruhum olduğunu biliyorum,
onun ihtiyaçları olduğunu da.

ruhları olduklarını farkedemiyorlardı,
ve o ruhların ihtiyaçlarını.

ruhuyla ayrı düşmüşlerin hikayesi,
şöyle ki;
sisli ve serin bir havanın doldurduğu,
grinin hakim olduğu dünya kadar geniş bir odada mahsur kalmış kişiler onlar.
o kişiler ki ruhlarıyla bir bütün olamayanlar,
ruhuyla arasında iki metre mesafe olanlar.
o mesafe bir türlü daralmıyor.
bedenin çektiği ızdırap kaşlarda bir çatılma olarak kendinde yer buluyor.
o kaşlar ele vermekte ruhun ızdırabını, karakter olup yer edinmiş yüzlerde.

sisli ve serin odada salınan ruhuyla ayrı düşmüş kişiler, hissizleşmişler.
umut onlar için çok uzak bir kasaba.
renk yok onların mekanında ve yersiz yurtsuzlar.

ağızlarında paslı bir tad,
demsiz onların hayatı.

yalnız olmaktan şikayet edemiyorlar,
çünkü diğer bir kişinin varlığı çok lüks onlar için.
onlar kendi bedenlerinin yalnızlığını çekmekteler,
diğer bedenlerin eksikliğini henüz duyumsayamamaktalar.
yani anlayacağınız öylesine (fena) bir yalnızlık onlarınki.

ayrı düşen ruhlar ise çaresiz ama öfkeli,
bedenlerine kızmakta.
çünkü bilmekte ne yapılması gerekiyorsa onu bedeni yapmalı.
bu onun sorumluluğunda,
daha da acı olan yapabilme kudreti ona ait.

eyy beden silkelen, canlan, kendine gel!
iki metre mesafe dediğin ne ki!

(ruhuyla ayrı düşenlere, merak etmeyin bu durum dönemsel,eğer çok çok uzun soluklu olsa, bir ağacın köklerinin su içinde kalması gibi çürüyüp giderdik bu dünyadan, yok olurduk. oysa biz bazen sulak yer ormanı bazen çölde kadim bir ağacız. bu ıslaklık bir gün bize can olacak, sevgiler...)






13 Nisan 2019 Cumartesi

2019'dan Talepler

Geçen bir programda gördüm, yeni yıl istek listeleriniz var mıdır sorusu soruldu, konuklar liste yaptıklarında evrenin onları gerçekleştirmek için elinden geleni yaptığını düşündüklerini, o nedenle korktuklarını liste yapmadıklarını söylediler.
Son birkaç yıldır ben de liste yapıyorum, bir bakmak istedim o gözle dileklerime :) ne kadar . korkunç bir tablo varmış görelim.

Ailem için "Bu yıl için dileğim her kişi mutlu ve huzurlu olduğu zaman ve mekanda yaşasın, amin!" dilemiştim, güzel duaymış faydasını gördüm. 


o zaman dilekler gelsin!

1. dünyadaki tüm kadınların bir hayali, arzusu, dileği ve amacı olsun! kendileri için bir "hayal" kurgulasınlar, bu hayaller adamların hayali olmasın, kendileri için, kendi benliklerinin arzuları için olsun. ikincil bir benlik oluşturmasınlar, kendilerini özgür kılsınlar! misal, dünyadaki en temiz suda yüzmeyi arzu etsinler ve bunun için eylemde bulunsunlar ya da aya gitmeyi istesinler ve ya gönüllü hemşire olsunlar, olsun ne olursa olsun yeter ki arzu, istek olsun..bu tüm kadınlar için dileğim..

2. tezi bitirmek ve kendi hayallerimi arzularımı inşa etmek istiyorum.

3. porche marka araba istiyorum, olmadı 4 teker bişi olsun anadol da olur :)

4. ya yayalara kurallarla ilgili çok talebim vardı, kaç yıldır talebim:)
Kırmızı ışık kuralına ülkecek uyalım,uymayanlar hakkında ki hislerim hala baki.
"Trafik kurallarına uyulsun,uymayanlar kırbaçlansın! Yayaya yol vermeyen sürücüler iki kez kırbaçlansın!"
bunun gibi talepler:
neyseki devlet baba yayalarla ilgili benim için çalışmaya başladı..
inanamıyorum, bu liste olayı sakıncalı mı gerçekten, korkmalı mıyım ?

5. ne korkmuşsam bir aşk dileyememişim, bu yıldan da talebim aynı doğrulta, ben aşk istemiyorum. zira bende saplantılı bir hal alıyor, ben sevebileceğim ve beni sevebilecek (?) insanlar istiyorum, yeni güzel insanlar, şimdiden merhaba :)

6. sağlık ki onsuz bir kıymeti yok hayatın, herkese sağlıklı huzurlu günler.

7. tüm kaldırımlar özenli olsun, küp taşların derzleri şaşırtmalı,bitişleri kusursuz olsun,ağaç diplerine mazgallar yapılsın,engelliler için saçma güzergahlar çizilmesin,15 cm üsttü rıhtlar yasaklansın,barcelona gibi istanbul olsun :)

8. kırışıklarım bu yıl artmasın, kazayaklarım siz beni terk edin (botoksuz) :)

9. düzenli nakit akışı,amin!

10. kalpler çöl olmasın, sevgi tüm insanlığı kutsasın! canım ülkemin gerginliği artık bitsin, güzel güneşli günler görelim, çocuklar da şeker yiyebilsinler..

11. beni sevin, ben de sizi severim söz!

gönderdik listeyi evrene, hadi bakalım..

6 Nisan 2019 Cumartesi

sol ayak bileğimdeki sızı

ara ara havanın yağmurlu olduğu zamanlarda belirir
hafif bir sızı.
yer etmiş bir darbenin kalıntısı
benim yüreğim mi sızlamıyor,
yüreğimin sızlamasından korktuğu için mi acaba
vucüdum böylesi bir önlem alıyor

ben kalp sızılarından korkarım fakat diğer acılardan değil
çoğu insan kalp sızılarını kol kırığına yeğler,
bu çok doğal, biraz mazoca!

bir odaya kendimi kapatıp, odaklanmaya çalışmak gün boyu
akıl sağlığına zarar veriyor bu kendine not olsun!
devrik cümleleri sevenler toplanın,
haydi buraya..

düzenli tertipli cümlelerden tanrı korusun bizi!
yer almayacak bugün bu anlarda.

turşu suyu içtim bağışıklığı güçlendiriyormuş,
ne alaka kel alaka
öylesine söyleyesim geldi.

şimdi tez yazıyorum ya,herşey sıralı düzenli,kurallı..
bir bunaltmış beni, sıkmış darboğaz etmiş beni -mekta/-makta ekleri
şimdiki zamanın hikayesi,
ben ana dilimle ilgili kuralları bildim bileli, 10 yaşımdan bugüne
anlayamadım bir türlü,
şimdiki zamanın hikayesininin işlevselliğini.
dil dediğin anlatmak istediğini,sağa sola çarpmadan olabildiğince net ifade etmeyi gerektirmez mi?
ben bu Türkçe'den bir sıkıldım aslında,
sözçükleri bir araya getirip net bir ifade oluşturamıyorsunuz,
ki ne olursanız -ir geniş zaman eki,sizi ukala yapıyor.
çok bilmişe bak, öyledir,böyledir,şöyledir..
hahah her zamanda ve her mekanda herşey senin dediğin gibidir değil mi ukela,
hı hııı,çok bilmiş.

ama ben tüm bu anlatım sorunlarına düşmeden net şekilde kendimi nasıl ifade edeceğim,
bir bilen bana yol göstersin,
el uzaksın şu garibe.

bu yakarış burada dursun, bir duyan olur..
olur ise beni bulsun rica ediyorum.

aslında her şeyin ötesinde ben bi 20 yıl kendimi anlatmakla ilgili uğraş verdim,
bir 20 yıl da susmayı ve dinlemeyi tercih edecektim :)

fakat ne mümkün!


27 Mart 2019 Çarşamba

arada gelir sıkıntılar vol.14

tam zamanlı avare,
kendimi öyle hissediyorum..
verili görevlerim var,
yüklendiğim sorumluluklar,
verilmiş sözlerim,
ben ise,
avare.
bunlar hep bahardan,
tüm günah onun ve enerjisinin.

24 Şubat 2019 Pazar

arada gelir sıkıntılar vol.13

Bazı şeyleri görmüyor, farkedemiyorum.
Bir görsem, farketsem şahane olacak.
Sonra, o bazı şeyleri görmeye başlayınca, nasıl anlatsam "büyüsü kaçıyor"..
Yani demem o ki benim en derin dilenmam:
Görünce de olmuyor görmeyince de olmuyor!

1 Ocak 2019 Salı

feridem



böyleyken böyle diyesim var.
kıymetimi bilmedin oy oyyy, bir kötüye düşte gör ..

amann nenni de feridem, ne kötü düşleyeyim..

7 Ekim 2018 Pazar

Yaşanan Mimari-Rasmussen

19. yy. daki hatalı düşüncelerden biri, en iyi sonuçların ancak tüm dünyada beğenilen eski yapıların kopya edilmesiyle alınabileceği inancıydı.
Başarılı mimarinin kantlarından biri, yapının, mimarının amaçladığı gibi kullanılmasıdır. s.15 
Zumthor gibi çocuklukta deneyimlediklerimizin bize yol gösterici olacağını söyler. 
Çocuk.. çeşitli deneyimler yaşayarak, nesneleri ağırlık, katılık, doku, ısı geçirebilirlik niteliklerine göre değerlendirmeyi içgüdüsel olarak öğrenir. Bir taş atmadan önce o taşı en iyi nereden tutabiliyorsa öyle tutar,eliyle ağırlığını tartar. Bunları yeterince yaptıktan sonra bir taşın nasıl olduğunu taşa hiç dokunmadan bilir; artık sadece bir bakış yeterlidir. s.20 
MALZEME 
Yapıldıkları malzemenin gerçekten yumuşak ya da sert olup olmadığına bakmaksızın, yumuşak ya da sert olarak nitelendirebileceğimiz biçimler vardir.s.23 fincan ve kil örneği 
Başlangıçta yumuşak olup özel bir yöntemle -fırınlamayla- sertleştirilmiş bir nesne var. Bu yüzden onu neden hala yumuşak bir nesne olarak gördüğümüzü de anlamak zor değil. Ama malzemelerin daha başlangıçta, biçimlendirilmezden önce sert olan şeylerde bile yumuşak biçimden söz edebiliriz. Elle tutulacak kadar küçük nesnelerden elde edilen bu yumuşak ve sert biçim kavramları en büyük yapılarda bile değişmez.s.23-24 
Düz bir duvar, taş duvarın yapımından daha çok uğraştırırsa ve gerçekte daha ağır olsa bile, hafif görünür. Ağırlıklarını tam bilmesek bile granit duvarların tuğla duvarlardan daha ağır olduğunu sezeriz.s.25 
Sertlik ve yumuşaklık, ağırlık ve hafiflik izlenimleri malzemelerin yüzey nitelikleri ile ilgilidir. En kabasından en düzgününe sayısız türde yüzey vardır. Yapı malzemeleri yüzeylerinin düzgünlük derecesine göre sıralansalardı, sıralamanın bir ucunda tıraşlanmamış kereste ve çakıltaşı, öbür ucunda da cilalanmış taş ve düzgün verniklenmiş yüzeyler bulunurdu.s.26 
Gergin ve gevşek kavramlar....30 
Bazı yalın anıtsal yapılar sadece sertlik ya da yumuşaklık gibi tek bir etki yaratırlar. Fakat genelde çoğu bina, sert-yumuşak, hafif-ağır, gergin-gevşek ve daha birçok yüzey özelliklerinin bir araya gelmesiyle oluşur. Bunların hepsi mimarinin öğeleridir; mimarın kullanabileceği şeylerden bazılarıdır. Siz de mimariyi yaşamak için, bu öğelerin bilincinde olmalisiniz.s.31 
Çözmeye çalıştığı sorunlar bütününde, binaya kişilik kazandıracak bir özellik bulan mimarlar, başarılı binalar yapmişlardir.s.34 
Mimariyi görmek yetmez, aynı zamanda onu yaşamamız gerekir.. odaların içinde yaşamalı, duvarların sizi nasıl çevrelediğini hissetmeli, bir odadan ötekine ne kadar doğallıkla geçildiğini görmelisiniz.s.35  
Bir yeri önce fotoğrafta görmüş, sonradan da ziyaret etmiş ne kadar farklı olduğunu bilir. O anda çevrenizdeki atmosferi hisseder ve fotoğrafın çekildiği açıya bağımlı olmadığınızı anlarsınız.  s.43 
Hindistan'da Carli'de birçok mağara tapınağı vardır.  Bunlar, daha önce anlattığımız gibi malzemenin yok edilmesiyle, yani boşlukların oluşturulmasıyla meydana getirilmiştir.s.50 
BİÇİM 
Sangallo'nun kapısı denge ve uyum sağlama çabasını ifade eder. Michelangelo'nun kapısında, dramatik bir mimari yaratmak için gösterilen çaba görülür.s.61 
Zumthor gibi: 
Dar ve karanlık geçitten güneşli avluya çıktıktan sonra, gölgeli ve serin bir boşluğa çevreleyen yuvarlak bir tapınak gibi duran kilise girişini görmek, nefes kesici bir deneyimdir.s.72 
Biçim üslup oluşturma:
Danimarka'da 1910-20 yılları arasında mimar Carl Petersen, kütleler ve boşlukların kontrastı üzerine belirgin bir mimari estetik doktrin oluşturmaya çalıştı. "kontrastlar" adını verdiği konuşması..s.82
Aslında masif ve ağır olan bu kısım, adeta gökyüzünde yüzercesine hafif gözükür.s.88 
BİÇİM: 
Dışbükey biçimlerin kütle, içbükey biçimlerin de mekan izlenimi verdiğini görmüştük. Venedik'te de binaların sadece düzlem izlenimi verecek şekilde biçimlendirilebileceğini öğreniyoruz. Palladio, aslında tuğladan olan fakat ağır kesme taştan yapılmış izlenimi veren binalar Ltasarladi.s.93 
Süslemeden kopmak hafif bina yapmak 
Bundan sonra ancak 20. Yüzyılda, dünyadaki tüm mimarlar ağırlıksız bir mimari yaratmak konusunda çabalarını yoğunlaştırdılar. s94 
Kübizm Mimarlar, kullandıkları yeni biçimleri resim sanatından ödünç almışlardı. 1. Dünya Savaşı’nın başlamasından önceki on sene içinde ortaya çıkan bir resim akımı, kütle ve boşluk izlenimi yaratmak yerine, birbirleriyle kontrast yaratan renk yüzeyleriyle çalşiyordu.s.95 
Kübizm Le corbusier ve Kütle 
Garip biçimler bir geçiş dönemine aitti ve fazla bir iz bırakmadı. Buna karşılık cephenin bütünlüğünü dikdörtgen renk yüzeyleri kullanarak parçalama çabaları, daha kalıcı bir etki yarattı. Almanların, savaş sonrasında yeni bir stil yaratmak için inatçı bir azimle yaptıkları deneylerle karşılaştırıldığında, Le corbusier'in 1920'lerin ikinci yarısında yaptığı çalışmalar hayret verici şekilde sade ve açıktı...Yazlarında her şeyin nasıl akılcı olması gerektiğini anlatıyor, "Konut, içinde yaşanılan bir makine olmalıdır," diyordu. Fakat tasarladığı evler yazdıklarından çok farklıydı-bunlarda günlük yaşam için kübist bir çerçeve yaratma çabası görülüyordu. Bu evler ağırlığı olmayan renk kompozisyonlaraydı; kamuflaj yapılmış gemiler gibi ne olduklarını kavramak zordu...Bu evler, tamamen ağırlıksız elemanlar izlenimi verme konusunda ulaşabilecekleri doruğu simgeliyordu.s.96  
Düşündüğümüz kutunun yüzlerini değişik renklere boyadığımızı düşünelim. Ayrıca, kutunun hiçbir yerinde, kullanılan malzemenin kalınlığını belirtebilecek hiçbir ipucu olmamasına dikkat edelim. Bu durumda göreceğimiz şey hacmi olmayan renk düzlemleri olurdu. Kutunun kütlesi ve ağırlığı büyü yapılmışçasına kaybolurdu. 
Onun evlerinde gördüğümüz, taşınan ve taşıyan elemanlar değildir. 
Pessac'taki toplu konutlar, mimariyi kütleden arındırmak için gösterilen çabaların en tutarlı olanıydı...eski kütle-boşluk kavramlarını bir yana iten binalar tasarladılar. Mies van der Rohe de sade orantılar, kesin düzlemler, dik açlar ve dikdörtgen biçimler kullanır. Corbu'nun binaları renkli artistik eskizleri andırırken, Mies'inkiler son detayına kadar dikkatle çözümlenmiş ve cam levha, paslanmaz çelik, cilalanmış mermer, pahalı kumaşlar ve deri gibi kaliteli malzemelerle yapılmıştı. Onun binalar, Le Corbusierninkilerin aksine, sahip oldukları malzemeleri inkar etmez....bir taş ustasının oğluydu, bu yüzden eserlerinde her zaman bir kesinlik, sertlik ve bitim damgası vardır.s.98-99 
Kapalı mekanları hiçbir zaman kapalı ve özel bir iç mekan yaratmaz. Mies in mimarisi soğuk kesindir. Yapılarında, ışığı yansıtan malzemeler, geometrik biçimleri çoğaltır. S. 100 
İlgi çekici malzemelerin kullanılması ve içerisiyle dışarısı arasındaki tüm engellerin ortadan kaldırılmasını gerektiren alelade dükkan vitrinleri için de geçerliydi. Birçok değişimin yaşandığı bu devirde eski gösterişli yaşam da yerini sade bir yaşam biçimine bıraktı.s.101 
Çünkü, kütle ve boşluk dışında, üçüncü bir olasılığın belirgin bir örneğini vermişti. Ya vazo ya da iki profil gibi alılabilen iki boyutlu figüre bir kez daha bakarsak keşfedebileceğimiz bir üçüncü tür algılama daha var: Siyah ve beyaz alanlar arasındaki sının oluşturan çizgi.s.104 
Onu hacimler değil, onların arasındaki sınırlar ilgilendiriyordu. Le Corbusier düzlemlere dikkat çekmek için onları renklendirdi ve ani şekilde kesti. 
Yeni üslubunda ilham kaynağı soyut resimler olduğu halde, bu üslupta yaptığı binalar günümüzde bize daha çok anıtsal heykelleri anımsatmaktadır...bu yapıtlar yoluyla mimarlar gelenekselin dışında izlenecek diğer yollar da olduğunu keşfettiler. s105 
Kesin matematiksel orantılarla çalışmak ruhu sevindirir, dolayısıyla basit orantılı tellerin oluşturduğu tonlar kulağa hoş gelir İnsanın, çevresindeki basit matematiksel orantının algılamasın sağlayan bir yeteneğe sahip olduğuydu. s106 
Pythagoras ve öğ. Altın kesimle ilgilenmişler; Rönesans kuramcıları onu yeniden ele almışlar ve günümüzde de Le corbusier kendi orantı kuramı olan "Le Modulor"ü (Modüler) onu temel alarak oluşturmuştur. S.108 
(Palladio) Büyük bir bütünün içinde her odanın ideal bir biçim oluşturduğu asil bir kompozisyonla karşı karşıya olduğunuzu anlarsınız. Ayrıca odaların boyutlarının birbiriyle ilişkili olduğunu hissedersiniz. Hiçbir şey gereksiz değildir. Her şey görkemli bir bütün oluşturur.s.113 
Palladio kendi sistemini odalarına kesin ve değişmez biçimler vermek ve orantılar arasında uyumlu bir ilişki kurmak amacıyla kullanırmış, buna karşın Le Corbusier taşıyıcı elemanları saklamaya çalışmış ve böylece hem bu elemanların hem de onların yerleşimini belirleyen herhangi bir sistemin fark edilmesini zorlaştırmıştır. 
Corbusier evin 5:8 oranında bölündüğünü, yani altın kesime yaklaştığını vurgulamıştır. S.114 
Palladio ve le corbusier'in binaları arasında kompozisyon ilkeleri bakımından hiçbir benzerlik yoktur. S.115 
Palladio müzikteki uyumlu oranlara uyan basit matematiksel orantıları kullanmış ve büyük bir olasılıkla altın kesim hiç aklına gelmemiştir. 
Marsilya'daki ünlü toplu konut binasının önüne bir erkek figürü rölyefi yerleştirmiştir corbu. Bu figür uyumun özünü simgeler. Binadaki tüm ölçüler, insan vücudunun orantıları yanında altın kesime dayanan birtakım küçük boyutları da veren bu figürden çıkartılmıştır. s.116 
Le Corbusier'de aslında dini mistisizm ve sanatsal sezginin birleşiminden oluşan antikitenin yaşadığını hissedersiniz...Leonarda da Vinci ve diğer Rönesans kuramcıları gibi bu uzunluğun insan göbek deliğinin yerden yüksekliğine eşit olduğunu buldu... Le corbusier göbek deliği yüksekliğini yine altın kesim kuralını kullanarak böldü, elde ettiği yükseklikleri bölmeye devam ederek gittikçe küçülen ölçülerden oluşan uyumlu bir dizi elde etti. s.117 
Le corbusier için Modüler, tüm dünyada insan ürünü nesnelerde güzellik ve mantık elde etmek için kolaylıkla kullanılabilecek evrensel bir araçtr. s.120 
Artık şato ve saraylarda ihtişam ve gösteriş yerine, mahremiyet ve rahatlık tercih ediliyordu. s.124 
Seri üretimin böylesine hakim olduğu dünyamızda, insan oranlarına dayanan standartlar oluşturulma kaçınılmaz bir gerekliliktir... Mimarinin kendine özgü doğal oranlama yöntemleri vardır. (ritm)s.127 
Ritm adını verdiğimiz düzenin etkisidir.s128 
İnsanın düzen yaratma uğraşına klasik bir örnek oluşturan bu ritm, doğada bulunmayan ve insanın yaratmaya çalıştığı düzeni ve kesinliği temsil eder. s.131 
Ritim terimi, müzik ve dans gibi zaman elemanını içeren ve harekete dayanan başka sanat dallarından ödünç alınmıştır. s. 136 
Aynı şekilde farklı dönemlerin mimarileri de değişen ritimlerin bir ifadesi olarak düşünülebilir. s.138 
Başka inanışların Kutsal binaları da aynı şekilde simetrinin hakim olduğu tören ve ayinlere uygun olarak biçimlenmiştir. s.142 
Rönesans mimarlarının amacı gerilim ve gizem değil uyum ve açıklık yarattı. Onlar, yarımküre tonozla örtülü kare, sekizgen ya da daire gibi düzgün biçimleri tercih ettiler. s.143 
Barokun doruğa ulaşmasıyla daha hareketli bir ritim yeniden ortaya çıktı. Mimarlar uyum ve bütünlük yerine mekânsal diziler ve birbirlerine açılan boşluklar yaratma çabasına girdiler. Bu çaba tek ve düzgün şekilli meydanlar yerine, birbirine açılan değişik biçimli sahne benzeri meydanların kullanıldığı barok kent planlamacılığında açıkça görülür. s.144 
Mimarlar resmi mimari geleneğininkinden farklı "doğal" bir ritim aramaya başladılar. Italya'da gördükleri ve eskiz kitaplarına çizdikleri basit köy evlerini anımsatan asimetrik yapılar tasarladılar.s.147 
Sabit kalması gereken yapıların tasarımı onların içinden akan hareketi temel almalarıdır. Fakat çok az binada bir Ingiliz bahçesinin ya da bir otoyolun ritmini bulabiliriz-doğal olarak binanın içinden, otoyolda gittiğimiz hızda geçmemiz beklenemez...Mimariyi katı ve töre ritimden kurtarmak için sayısız denemeler yapılmıştır. s.152 
Aalto, mümkün olduğu kadar fazla odanın nehri görmesini istiyordu, bu yüzden binanın cephesini kıvrımlı bir duvar olarak tasarladı. Burada anıtsal bir eksen yoktur, yalnızca uzun, kesintisiz bir ritim vardır. s.157
En eski toprak kaplar, su geçirmez hale getirilmek için üzeri kille sıvanmış sepetlerdi. 
Kızılderili kabileleri kilden tabak çanak yapmakla kalmadılar, binaların tümünü de kilden inşa ettiler. Bu evlerin yüzeyleri öylesine düzgündür ki adeta alçı ile yapılmış duvarlara benzerler. s.163-64 
Mimaride sürekli olarak şu iki eğilimi görmekteyiz: Bir yandan yapısal özelikleri vurgulayan sepetin kaba biçimi, diğer yanda yapısal özellikleri gizleyen kil çömleğin düzgün biçimi. Bazı binaların duvarları sıvanmıştır, yalnız sıvanın yüzeyi gözükür. Diğerlerinde sıva kullanılmamış, tuğlanın oluşturduğu düzgün duvar örgüsü gözler önüne serilmiştir. Düzgün yüzeylerin tam anlamıyla homojen olması gerekir. Dokusal karakterde, ancak özel aletlerle ölçülebilecek derecedeki ufak değişiklikleri bile görebiliriz. Böylesine ufak değişikliklerin bizi neden bu kadar güçlü etkilediğini açıklamak zordur. S.165-66 
Danimarkalı heykeltraş Thorvaldsen'in sik sik kullanılan bir deyişi vardır: "Kil hayattır, alçı ölüm, mermer ise yeniden diriliş," (malzemenin dokusu ve yaşanmışlığı, üretim süreci ile ilgili niteliğini belirleyen şeylerden bahseder.) Sanat uzmanları eski bir alçı döküm heykelle, kalıptan yeni çıkmış bir alçı heykel arasında büyük fark görür. Yenisi niteliksizdir; yüzeyi yeterince sert gözükmez. Adeta, kabarcıklarla dolu katılaşmış hamura benzer. s.166 
Gri çimento ile dökülen biçimler alçı olanlardan daha niteliksizdir.
Beceri ve bilgi ile kullanılmadıklarında en iyi malzemeler bile niteliklerini kaybeder. Düzgün bronz yüzeyler, metal ustasının aletleriyle işlenmedikçe tatmin edici olmaz...19. Yüzyılın ilk yarısında londra'daki evlerin cephelerinin çoğu açık renge boyanıyordu; duvarlar,taş ve alçı süslemeler, ahşap kısımlar, dökme demir detaylar ve hatta teneke oluklar bile bu boya katmanı altında aynı dokusal etkiyi veriyorlardı. s.167 
Yüzyılın sonlarına doğru bu düzgün, renkli cepheler aldatıcı sayılmaya başlandı. Geç Victorya dönemi mimarları, yüzey dokusu konusundaki düşüncelerinde ahlaki değerler ağır basıyordu: sadece "dürüst" malzemeler kabul görüyordu....Aslında düzgün, boyalı yüzeyleri olan bir o kadar ünlü tarihi yapı örneği bulmaları çok kolaydı. Bir yüzeyi boyamanın amacı öncelikle onu korumak ve dokunulması zevk veren bir hale getirmektir. Çinliler ve Japonlar için vernik altındaki malzemeyi saklayan bir katman değildir. Vernik kendi başına bir malzemedir. Onlar verniği sürer, yedirir, sonra yeni bir kat sürer ve yeniden yedirirler.s.168 
Danimarka kıyı kasabasında; 1880 ve 9Olarda, makine tuğlası ve çirkin detaylarla yapılan kaba yapılar bile, boyacının bir ziyaretinden sonra şık ve çekici görünür. s.169 
Mimaride eklektizmin güç kazanmasından sonra mimarlar önceden dökülmüş ucuz detaylar kullanarak herhangi bir üslubu taklit edebileceklerini keşfettiler. Kusursuz dokusal etkiler ve belirgin formlar değer görmeye başladı...Mimarlar, bu taklit edilmiş anlamsız süsleri birkaç on yıl kullandıktan sonra, onlara karşı direnişe geçtiler. Artık "dürüst" malzemelerin kullanılmasını, malzeme ve biçim arasında sıkı bir bağ kurulmasını istiyorlardı. 
P. V. Jensen-Klint: "Kırmızı veya sarımsı-beyaz tuğlaların sağladığı tüm olanakları kullanmasını bilin. Özel olarak şekil verilmiş tuğlaların kullanmaktan mümkün olduğunca kaçının. Yunan ya da Gotik olsun, hiçbir detayı kopya etmeyin. Detayları malzemeden kendiniz çıkarın. Alçının bir yapı malzemesi olduğuna inanmayın...Granitten bir uygun bir üslup bulana kadar durmadan çalışın." "Çünkü üslubu yaratan, malzeme, konu, zaman ve insandir."s.171 
ev yapma şansını ele geçirirseniz, bu değerli bir taş olduğunu hatrlayın. Betonarme bir yapı malzemesi olursa ona 
Betonarme, sonuçta bir yapı malzemesi oldu. F. L. Wright, tümü betonarme eleman oluşan evleri tasarlayan ilk mimarlardan biridir. O, bu elemanlara düzgün bir yüzey vermek yerine, onlara derinlik kazandırmıştır. Bu durum, onun süsleme düşkünlüğünden kaynaklanmış olsa bile sonuçta betonarmenin belirsiz niteliğini düzeltmeye yardımcı olmuştur. Genel bir kural olarak zayıf dokusal etkilere sahip malzemeler derinlik kazandırılıp geliştirilebilirken, iyi nitelikli malzemeler derinliksiz ve süslemesiz düzgün yüzeylerde daha iyi bir etki vermektedir.s.172 betonun nitelikli hale getirilmesi ile ilgili örnekler var yazının devamında... 
Tam tersine, makineler, doğada var olmayan ya da insan eliyle kusursuz biçim ve yüzeylerin yaratılmasına yardımcı olmuştur.s.178 
liyle elde edilemeyecek derecede 
walter Gropius (1919), bauhause, öğrenciler malzemeleri kullanma konusundaki geleneksel yöntemleri işleyen dersleri dinlemek yerine, kendi deneyleriyle kendileri öğreniyorlardı. Kullandıkları çeşitli malzemeler hakkındaki izlenimlerini kaydederek ileride kullanabilecekleri değerli bilgiler topluyorlardı... Bauhaus okulu, haklı olarak, uygar Avrupalının ilkel insanın dokusal yüzeylere olan duyarlılığından bir şeyler kaybettiğini ve bu duyarlılığın eğitilmesiyle yüksek dokusal nitelikte ürünlerin üretilmesi için gerekli temelin oluşturulabileceğini savunuyordu...Bauhaus'tan önce de, mimaride doğal ve yapay malzemelerin ilginç birleşimleri kullanılarak yenilik arayışına gidilmişti.. Eski yarı-ahşap evlerde her ağaç parçası kullanılacağı yer için adeta özel olarak dikkatle seçilmiştir: Düz parçalar dikme olarak, eğri parçalar ise dirsek ve eliböğründeler için kullanılmıştır. s.180 
Rüzgar ve diğer hava şartları sonucu ahşabın damarları daha belirginleşir. Damarların arasındaki yumuşak tabaka zamanla aşınır ve damarların oluşturduğu desen kabartma olarak ortaya çıkar. Aynı zamanda ahşabın rengi de değişir. Sarı, ağaç sakızı benzeri renktekiler gümüş grisi olur. Bunlar yaşlı insanların buruşmuş ancak gençlerinkinden çok daha karakteristik görünen yüzlerine benzer. s.182 dokusal etkiler... 
Malzemeler yalnız yüzey görünüşleri ile değil ayrıca sertlikleri ve ısıyı geçirgenlikleri ile de değerlendirilir. Çabuk ısınan ya da soğuyan malzemeler aynı derecede rahatsız edicidir. Buna karşın bizde hiçbir zaman beklenmedik bir ısı şoku yaratmayan ahşap, uygun bir malzemedir.s.184 
Tuğla kullanımı 
Çeşitli tuğla ve harç cinsleri olduğu gibi farklı birçok örgü şekilleri de vardır. Anlaşılacağı gibi farklı tuğla, harç ve örgü birleşimlerinden ortaya birçok duvar çeşidi çıkar. Tarih boyunca çeşitli dönem ve uygarlıklar kendilerine özgü farklı tuğla örgüleri ile tanınır, fakat hepsi de aynı basit elemanları kullanmıştır: Tuğla ve harç. Tuğla her zaman ana yapı malzemesi olarak görülmüştür, harç ise sadece bir dolgu malzemesidir. Bu yüzden tuğla, duvar yüzeyinin büyük bir bölümünü oluşturmalı, malzemesi ve rengi ile duvar görünümüne hakim olmalı ve dolgudan daha kaba ve kuvvetli görünmeliydi. s.187
Gün ışığı sürekli olarak değişir. Buna karşın daha önce ele aldığımız kesin olarak belirlenebilir. Mimar kütlerin ve boşlukların boyutlarını kesinleştirebilir, binanın ne tarafa doğru yönlendirileceğini tayin edebilir, yapı malzemelerini ve onları kullanış şekillerini belirleyebilir. Diğer bir deyişle daha tek taş yerine koyulmadan binanın nitelikleri ve nicelikleri kesinlikle tanımlayabilir. Tek kontrol edemediği gün ışığıdır. Gün ışığı sabahtan akşama, günden güne hem yoğunluk hem renk bakımından farklıklar gösterir. Böylesine kaprisli bir faktörle nasıl çalışılır? s. 188 
Kusursuz ışık? 
Bir şeyi yeterince iyi görmezsek daha fazla ışık isteriz. Oysa çoğu zaman bunun yeterli olmadığını görürüz. Çünkü ışığın niceliğinden çok niteliği önemlidir.s.191 
Yandan aydınlatma, kaliteli malzemenin dokularının hissedilmesine, malzemenin algılanmasına yardımcı olur. Önden gelen ışık ise bu gölgeleri yok eder ve nitelikli bir ışık olmaz. Gibi gibi...3b şekilde binayı aydınlatmadan bahseder, yukardan, yan ve yukardan sadece yandan vb,det.  Bak.
Odada serbest çizim dersleri yapılırken kepenk düzeni ile farklı denemeler yaptık ve sonuçta derste kullanılan modelin plastik özelliklerini ve dokusal karakterini en iyi ortaya çıkaran ışığı bulduk. Eski Hollanda kepenk sistemi sayesinde bir mimarın gün ışığını ustaca kullanarak yaratabileceği etkileri öğrendik.s.207-8 
Belirgin bir yoğunlukta bir ışık, yani tek ya da birkaç kaynaktan çıkarak aynı yönde düşen ışık, biçim ve dokuyu en iyi gösterir. Aynı zamanda odanın kapalı bir bütün olma özelliğini daha belirginleştirir. Işık tek başına, çevresi kapalı bir hacim etkisi yaratabilir...kapalılık yerine açıklık etkisini yaratmak istiyorsanız, yoğun ışık kullanamazsınız. s.210-11 
Eğer bir resim renklerini yitirirse bir sanat eseri olmaktan çıkar. Bu mimari için geçerli değildir. Çünkü yapı sanatı öncelikle biçimle ilgilidir; mekanın bölünmesi ve biçimlendirilmesini ele alır. Mimaride renk, bir binanın karakterini vurgulamak, onun biçim ve malzemesine dikkati çekmek, onun bölümlerini daha belirginleştirmek için kullanılır. Önceleri renk hiç problem değildi; insanoğlu doğanın ona sunduğu ve deneyimleri sonucu sağlam ve yararlı olduğunu öğrendiği malzemeleri kullandı. Sonuçta ortaya çıkan, doğanın renklerine sahip bir yapıydı. Bu yapı bir kuş yuvası gibi doğanın bir parçasıydı. s.217 
Rengi bağımsız olarak değil, belirli bir malzemenin çeşitli özelliklerinden biri olarak algılarız.
Yapı malzemelerinin rengi doğa tarafından üretilmek yerine insan tarafından kontrol edilmeye başlandıktan sonra, mimari tasarımda yeni bir adım atılmıştır. s.218 
Renkler insanı aldatmak için kullanılmamışlar; daha çok sembol olarak kabul edilmişlerdir. s.219 
Bazı renkler bir nesneyi olduğundan daha hafif, diğerleri de olduğundan daha ağır gösterebilir. Kullanılan renge göre nesneler büyük ya da ufak, yakın ya da uzak, soğuk ya da sıcak görünebilir... Ufak bir odanın koyu ve yoğun tonlarda boyanması gerekir ki, sizi saran dört duvarın oluşturduğu yakın ortamı hissedebilesiniz. s.221 
İnsan, rengi sadece yapı malzemelerini korumak, taşıyıcı elemanları ve dokusal etkileri vurgulamak için değil, ayrıca görkemli bir mimari kompozisyonu veya bir dizi mekan arasındaki ilişkiyi belirgin kılmak için kullanmaya başladıktan sonra önünde yeni ve büyük bir alan açılmıştır.s.222 
Bu ses yansımaları da bizde biçim ve malzeme hakkında bir izlenim uyandırır. Farklı biçimdeki odalar ve farklı malzemeler, sesi farklı yansıtırlar. s.227  
Mimariyi değerlendirmek için kesin kurallar ve ölçütler koymak olanaksızdır. Çünkü her değer verilecek bina – tüm diğer sanat eserlerinde olduğu gibi- kendine has standartlara sahiptir.s.240

Peter Zumthor Mimarlığı Hakkında

Zumthor, “Atmosferler” kitabında nitelikli mimarlığın kendi için ne anlama geldiğini; nitelikli mimarlık ürünü onu deneyimleyen kişi ...