filmde her oyuncu sade ve güzel oyamış,amerikan vari kurgu süslemeler ehh..
vermesi gereken mesajı verme tarzı yönetmene bağlı,öyle istemiş gönlü.
Güçlü kadın karakterleri çok severim,azcık da çatlaksa bayılırım.
Görsellik,renklerde güzel ,pürüzsüz yumuşak.
çokta sıfatlarla aram iyi değil,bence herşey iyi ve güzel..
farklı sıfatlar kullanamıyorum,benim eksikliğim.
Gidin izleyin bebişler,en son hoolywood dan manchester by the sea 'yi izlemiştim farklı tatta,bu filmde öyle,muck!
Her bahar grip ile başlar,epey kaçtım kendilerinden fakat en sonunda yakalandım.
Bol C vitaminli günler başlamış oldu benim için.
O zaman C vitaminli bir film izleyebiliriz,iyi gelir gribe..
İzledim,çok iyi geldi kalbime.
Savaş'a dair bir film,savaş zamanlarında insanlığa dair.
Bir kaç nokta çarptı beni,
aşağıda yer alan müzik (filmin bütününde müzikler şahane,müzikler de hikayeye yön veriyor,destekliyor yani olay müziklerle de akıyor,parçası olmuş ),
varlığın değeri,sırf var olduğu için yazık olmaması gerekliliği,(bu değeri ailemden edindim ben,nesilden nesile aktarılan bir minnet hali,kadim birşey sanki)
bir yere bağlı kalmak,ordan kopamamak. Yurt edinmek o kadar zordur ki,yerden yere göçe zorunlu kişiler nasıl bir yere bağlanabilir ki. Kalan sağlar mı,yoksa giden ölüler mi bağlar bizi yere,bilmem ki ah bilemem.
ve son söz savaş görmedim,görmekte istemem ve bir gün şartlar zorlarsa eğer ben yer almam bir taraf içerisinde,allahım sen koru,sakın.
görünen o ki; nefes almak fazlasıyla zor bu hayatta,
nedense düzen, kendi düzeni dışındakini kabul etmeme üzerine yeminli.
film izleme ve yorumla zamanıdır o vakit;
daha içten, daha benden yorumlar yapmak isterdim fakat bir döngü aldı beni cenderesine
ve bana benden bir şey bırakmıyor..
Beni bir kenara bırakalım ve filme dönelim,
Garcia bir dönem film eleştirisi yaptığı gazete köşesi için çokca film izlemiş ve
bu onun için zaman kaybı olmuş, kendisi anlattı valla.. (anlatmak için yaşamak)
Fakat benim durumum farklı, vizyondaki filmleri izleyip o hafta belli bir izleyici kitlesine ulaştırma görevim olmadığından; istediğim film, istediğim zaman dilimde, istediğim kadar izlemede serbest olduğumdan benim için film izlemenin zaman kaybı olmadığına karar vererek buraya bu yazıyı bırakıyorum.
Bu aralar iki nokta bırakıyorum cümlelerin sonuna;
tek nokta çok kesin yargı ve çok katı,
üç nokta çokça kararsız fazla muğlak..
iki ise şahane at gitsin çokça cool :)
(Garcia dediysem Gabriel Garcia MARQUEZ)
Hayat ve ilişkiler üzerine otuzlu yaşlarda olan insanların derdine ımmmm
(bulamadım hani şu içinizden geçenleri anlatır ya! ne denir ona?)
derdine tercüman olan bir film. (aysel'in gözleri hatırlattı bana bu deyimi)
ya öyle olacaksın ya böyle,
çift mi olacaksın birbirine uygun musun?
mesleğin ne ki senin?
yaşın kaç?
nerelisin?
yoksa yalnız mı kalacaksın,
onun da kuralı var!
duygularını körelteceksin bir kere..
yani renkler, replikler, mekanlar, giysiler,
her şey her nokta filmde bir göndermeye sahip
çok iyi imgeleştirilmiş,kurgulanmış,
komik olacak derecede soğuk,
acı
ve kederli
ve bir o kadar vurdumduymaz
ROBOTİK
THE LOBSTER (colin ferrel,rachel weitz) Yorgos Lantimos bu yönetmeni not alalım :)
deep note:bu filmde böyle yorumlanmaz diyecekleriniz olacaktır, olsun du ;)
Sıradanın dışında farklı tadlara sahip filmler çıkıyor önüme,
bilemiyorum belki algı değişimi yaşadım.
Farkına varamadığım şeyleri görüyorum veyahut 2000 li yıllar farklı bakışları getirdi.
Nadine Labaki denen hatun kişi, çok güzel bir insan.
Ayrıca yönetmen ve oyuncu bayılırım çok yönlü bayanlara.
"Peki Şimdi Nereye?" adlı filmini izledim, orijinal dilinde izlemek makbul tabi.
(almanca orijinal olanı değil- küçük uyarı)
Orijinal kelimesinin Türkçesi ne acaba, özgün olsa gerek :) Bu da bana küçük not.
Filmin 'özgün' ismini söylemeden geçmeyelim. "Et maintenant on va ou?"
O zaman soralım bizde kendimize, Peki şimdi nereye?
Cevap veremeyenlerden misiniz, üzülmeyin kararsızlık o kadar da kötü bir şey değil.
Kararsız yaşamak her türlü umudu saklı tutmak, bir umudumu dahi harcayamamak karar vererek.