7 Temmuz 2012 Cumartesi

imar planının getirisi(!),yan (sağır) cepheler


Buenos Aires kontrolsüz ve çarpık bir şekilde büyüyor.
 Terk edilmiş bir ülkenin aşırı kalabalık şehri.
 Bu şehirde binlerce bina gökyüzüne doğru yükseliyor.
 Gelişigüzelce.
Uzun bir binanın yanında, kısa bir bina.
 Orantılı olanın yanında, orantısız.
 Fransız tarzının yanında ise tarz yoksunu bir bina.
 Bu çarpıklıklar muhtemelen mükemmel bir şekilde bizi temsil etmekte.
 Estetik ve ahlâki çarpıklıklarımızı.
Hiçbir mantığı olmayan bu binalar, kötü planlamanın eseri.
Tıpkı hayatlarımız gibi:
 Nasıl yaşamak istediğimize dair hiçbir fikrimiz yok.
Buenos Aires, sanki bir mola yeriymiş gibi yaşıyoruz.
 Bir "kiracı kültürü" yaratmışız.
 Binalar daha küçük binalara yer açmak için giderek küçülüyorlar.
 Evler oda sayılarına göre ölçülüyor...
 ...ve balkonu, oyun odası,...
...hizmetçi odası ve kileri olan 5 odalılarla,...
 ..."ayakkabı kutusu" olarak bilinen
tek odalılar arasında değişiyor.
 İnsan eli değen her şey gibi, binalar da bizi birbirimizden ayırıyor.
 Bir ön giriş, bir de arka giriş var.
Ferah ve basık evler var.
 Seçkin insanlar A ya da bazen de B blokta oturuyorlar.
Harfler ilerledikçe,apartman kötüleşiyor.
Vaat edilen manzara ve ışık nadiren gerçekle örtüşüyor.
Nehrine sırtını dönen bir şehirden zaten ne beklenebilir ki?
Ayrılıkların, boşanmaların,...
...aile içi şiddetin, kablolu kanal sayısındaki patlamanın,...
...iletişim eksikliğinin,umursamazlığın,...
...uyuşukluğun, depresyonun,intiharların,...
...asabiyetin, panik atakların,obezitenin, gerginliğin,...
...güvensizliğin, melankolinin,stres ve hareketsiz yaşam tarzının...
...mimar ve mühendislerin suçu olduğundan adım gibi eminim.

Deep Note: Türkçe alt yazılı bulamadığım için alt yazısını metin olarak yazdım,afiyet olsun.
Çarpık yaşamımızın sorumluları mimarlar...


25 Haziran 2012 Pazartesi

tengri-blue heavans, yolculuklar zorludur

 
                                                   gel zaman git zaman
                                                   zamanın gelişi nedir muamma
                                                   giden zamanlar hepimizin bildiği,
                                                   zaman yolculuktur...
                                                   yolculuklar zor ise zaman zorlu bir durumdur
                                                   gel zaman git zaman
                                                   zamanının dolmasını bekleyenler
                                                   yolculuğun ne getireceğini bilmezler
                                                   bilmeme iyidir,güzeldir
     
tengri-mavi cennet
cengiz aymatov öyküyü yazandır







  

11 Haziran 2012 Pazartesi

PEKİN EVİ

"...O zaman şehir gridi bu aksa paralel ve dik yollardan oluşuyordu. Yine de uzakdoğu erdeminin sonucu olarak bu insanlar biraz da kendi istediklerini yapsınlar diye, bu grid içerisinde parseller meydana getiriliyordu. Bir, bir buçuk, iki metre yüksekliğinde beyaza boyalı duvarlarla bahçeler yapılıyordu. Bu bahçeler içerisinde herkes kendi evini inşa ediyordu. Ama bunlar yine de imparatorun iradesi altında -insanlar arasında- ki münasebetleri de düzenlediği gibi- yapılıyordu.Yaşama tarzı da bazı standartlara bağlanıyordu. Kapıdan içeri girildiği zaman bahçenin görülmesi istenmediği için sokak cephesinin ortasında bulunan kapıdan girince bir paravanla karşılaşılıyordu. Paravanın bir tarafından inilerek bir orta bahçeye giriliyor, bahçenin iki tarafında iki pavyon -genellikle yatak odaları- karşıda da misafirlerin kabul edildiği esas yapı bulunuyordu.Yatak odalarının bulunduğu kısım daha dar ,daha küçük,dolayısıyla çatıları daha alçaktı. Karşı taraftaki daha geniş,daha büyük bir yaşama alanı,misafirlerin kabul edildiği yer daha yüksek oluyordu. Bütün Pekin evleri, bir büyük,iki küçük evin çatılarının ağaçlarla bütünleşmesinden oluşuyordu. İçinden baktığımız zaman, beyaz duvarların üzerinde bazen sarı,bazen mavi sırlı, bazen siyah kiremitli duvar görüntüsüyle karşılaşıyordunuz. Evlerin damları da siyahtı. Fakat mahyalarında sarı, turkuaz ve yine siyah kiremitle çatılar tamamlanıyor, adeta tezyin ediliyordu."
*Kubbeyi Yere Koymamak,Turgut Cansever,sy.19-20

7 Haziran 2012 Perşembe

okumak vol.1

okumak zor iştir arkadaş
hani başlarsın bir sayfa iki sayfa...bir türlü 56 sayfa geçilemez,
bütün kitaplarımın ellinci sayfalarında ayraçlar
öyle kütüphanede yerlerini almaktalar.

hiçbir şeyin sonunu görmek nasip olmuyor ise demek ki,
hani suçlu aramaya kalkmakta saçma.

6 Haziran 2012 Çarşamba

cengiz han

bütün insanlık tarihinde iki temel yaklaşım var.ebedilik peşinde koşan firavunlar biçimleriyle, yapı teknikleriyle ebediyen orada kalacak yapılar tasavvur ediyorlar. cengiz han ise şehirleri yıkıyor. cengiz han ve oğullarının şehirleri yıkmasının, statik ne varsa hepsini yok etmeye çalışmasının sebebi, donmuş bir dünyanın insanlara ve başka nesillere hükmetmeyip onları esir alması manasına geldiğini düşünmeleridir.
turgut cansever,kubbeyi yere koymamak,s.17

29 Mayıs 2012 Salı

fiziksel olanın dışında ev

 “İnsanlar yüzyıllar yılı evler yaptılar.
  İrili ufaklı, birbirinden farklı,
  Ahşap evler, kagir evler yaptılar.
  Doğup ölenleri oldu, gelip gidenleri oldu,
  Evlerin içi devir devir değişti
  Evlerin dışı pencere, duvar.”
                                 
Behçet Necatigil              

   Ev kavramı her zihinde aynı anlamı taşımaz. Zamana bağlıdır, geçmiş ile günümüz ev kavramları arasında farklar vardır ve gelecekte ki anlamlar da farklı olacaktır. Sadece zamanın farklılaştırdığı bir kavram olarak evin görülmesi yanlış olabilir.Evin gerçek anlamını bulması birçok etkene bağlıdır; mekânsal ve sosyo-kültürel özellikler bu etkenlerdendir. Ev, en basit anlamıyla, “yalnız bir ailenin oturabileceği biçimde yapılmış yapı”, barınma işlevini sağlayan bina olmaktan daha fazlasıdır.
Yüzyıllar yılı ev fiziksel özellikleri bakımından bir çok farklılık sahibi olmuşlardır. Mağaralar ev olarak kullanılabilmiştir. Bir yere bağımlı korunaklı,doğanın sunduğu mekanlar olabilmektedir. Kullanımları yüzyıllarca sürmüş ve hala görülebilmektedir. Kapadokya evleri, Fas evleri gibi Kuzey Afrika ülkelerinde benzer konutlarda insanlar hala yaşayabilmektedir. Çadırlar, belli bir yere uzun süre bağımlı olmayan,yer değiştirilebilen evler olarak yüzyıllardır kullanılmaktadır. Yerden metrelerce yüksekliğe sahip, akıllı binalarda yer alan bölümler olarak da varlık gösterebilmektedir ev,teknoloji ile iç içe fiziksel olarak aşırı korunaklı. Ev, bir kaçış noktası olarak, bireyin kendini zamandan ,koşullardan soyutlayabildiği mekanlar olarak düşünüldüğünde, fiziksel özellikler anlam barındırmayabilir. Her birey kendi olabildiği bir alanın varlığına ihtiyaç duyar ve onu kedileştirir. Fiziksel özellikler ise ortam koşullarının getirdikleridir.

Modern,modernlik,modernite…

  Modern,modernlik,modernite…Modern sözcüğünden türeyen tüm bu diğer modern kökenli kelimeler gibi; modern farklı,yabancı olan gibi algılanabilmektedir. O hep süre gelen batılı olma, batıdan ödünçlenme kavramlarının üretildiği bir ortamda, modern batıdan ödünçlenen olarak var olabilmektedir. modern, batılı olan olabilmekte ve batılı olan bizde içkin değildir. Zaten tam olarak da benimsenmek istenmez, çünkü batılı olan tam olarak iyi değildir ama iyi yanları -bilimsel alanlarda- çok olandır. bu nedenle bir bütün olarak alınması gerekmez, bütünden iyi olan kültür süzgecinden geçirilir , kalan yararlı olan daha iyi olabilme adına ödünçlenir.
   ”Kuşkusuz dolaylı bir biçimde, o güne kadar problem olmayan,dert edilmeyen ,farkına bile varılmayan kültürel gerçekliklerin sorunlaştırılması“,bir nevi öznenin yeniden inşa edilmesi olarak, Uğur Tanyeli modernlik tanımını yapar. kendini bulma, birey olarak farkındalık sahibi olabilme adına, durumun sorunsallaştırılması çabası olarak görülmesi gereken modernlik, var olduğumuz ortamda farklı olarak algılanabilmektedir. Birey kendini değil, ötekini sorgular-irdeler-, onun üzerinden yeni bir özne yapılandırmaya çalışır , bunun sonucu olarak inşa ettiği özneye-kendine- yabancılaşır . Yersiz, yurtsuz hale gelir.
   Moderleşme; modern olma çabasından öteye gidebilme olmalıdır. başkalaşma çabasından ziyade, kendi olma hali, bireyin kendini keşfi olmalıdır. Modern dünyanın gereklilikleri nedir, bizim sahip olduğumuz koşullar nelerdir ve ya sahip olmamız gerekenler ? Birey kendini sahip olduğu ortamda, var olan koşullar çerçevesinde tanımlayabilir ve problemleştirmesi gerekenleri keşfedebilir. Özgün olan sorunlarıyla uğraşır, giydirilen bir sorunlu olma halinden kurtulabilir gibi.

Peter Zumthor Mimarlığı Hakkında

Zumthor, “Atmosferler” kitabında nitelikli mimarlığın kendi için ne anlama geldiğini; nitelikli mimarlık ürünü onu deneyimleyen kişi ...